Kırmadan tıkanıklık açma

 

Kanal temizleme işleri artık uzman ekipler tarafından itinalı bir şekilde yapılmaktadır. Ve <a title=”su kaçağı” href=”http://www.tumtesisat.com/su-kacagi” target=”_blank”><strong>su kaçağı</strong></a> ile ilgili olarak uzman ekiplerimiz sizlere en iyi hizmeti verecektir. Çevreye asla zarar vermeden sorunlu bölgede çalışmalar yapılmaktadır. Bu işlemler sırasında en son teknoloji kullanılmaktadır. Ve modern araçlar ile sorun tespiti sağlanmaktadır.

Ve artık tüm işleriniz asla kırmadan yapılmaktadır.  <a title=”tıkanıklığı açma” href=”http://www.tumtesisat.com/tikaniklik-acma” target=”_blank”><strong>tıkanıklığı açma</strong></a> ile sizler daha güvenli hizmetlerimizden faydalanacaksınız. Ve robot kameralar ile sizlere daha kolaylıklar sunulacaktır. Bu işlemler sırasında çevrede zarar görmeyecek ve daha sonra size dolu kirlilik de çıkmayacaktır. Özellikle uzman ekipler ile bu işler en doğru şekilde yapılmaktadır.

Petek temizliğini özellikle kış ayına girmeden yapmanız gereklidir. <a title=”petek temizliği” href=”http://www.tumtesisat.com/petek-temizligi” target=”_blank”><strong>petek temizliği</strong></a> gibi sorunlarınıza kesin çözümler getirmekteyiz. Çünkü petek temizliği ile kış ayını güzel bir şekilde geçirmeniz de mümkündür. Ve bu işlem çok kolay bir şekilde uzmanlarımız tarafından yapılmaktadır. Bu işlemde peteklere özel solüsyonlar koyulur ve petek temizliği sağlanır. Sizlere de yakıt tasarrufu sağlanır.

Anlaşmalı boşanma ve Almanya tanıma tenfiz hakkında bilmedikleriniz

Anlaşmalı boşanmanın koşulları oluştuğunda hakim bu durumla bağlı kalarak mutlaka boşanma kararıverecektir, hakim bu durumda ayrılık kararı veremez.
Hakim Anlaşmalı boşanma da diğer konularda olduğu gibi çocuğun velayeti konusunda tarafların anlaşmasını uygun görmezse bu konuda yeniden düzenleme yapar. Taraflarca bu düzenleme uygun görülürse boşanma kararı verilecektir. Aksi takdirde taraflardan delilleri sorulup toplanarak sonuca göre karar verilecektir.
Anlaşmalı boşanmada boşanmanın sonuçlarına ilişkin sözleşmeler hakimin onayı olmadan sonuç doğurmaz. Yani bir boşanma dosyasına sunulmak üzere hazırlanan ve imzalanan bir protokolün hakimin onayı olmadan geçerliliği yoktur. Bu protokol, verilen boşanma kararının hüküm bölümüne geçirilir. Hükümde bu yönler tereddüt yaratmayacak ve infazda kolaylıklar sağlayacak biçimde açıkça gösterilmelidir.
Taraflar kanuna, ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmamak koşulu ile her konuda serbestçe anlaşabilirler. Anlaşma hükümlerinin yerine getirilebilir olması yeterlidir.
Anlaşarak boşanmadan sonra taraflar arasında hiçbir hak ve alacak kalmaz. Dava ile birlikte kendi adına nafaka veya tazminat istemeyen eş daha sonra bu taleplerde bulunamaz.
Boşanma davasının devamı sırasında, boşanma ile ilgili iradeler açıklandıktan sonra taraflardan biri boşanma iradesinin hata, hile veya zora dayalı olduğunu ileri sürerse hakim bu konuyu öncelikle inceleyerek sonucuna göre karar verecektir. Bu yön araştırılmadan ve doğru olup olmadığını incelenmeden davaya devamla boşanma hükmü kurulamaz.
Kuşkusuz boşanma süreci hem tarafları hem de varsa çocukları oldukça yıpratan ve yoran bir dönem. Tarafların boşanma ve boşanmanın sonuçları konusunda uzlaşarak davanın Anlaşmalı boşanma şeklinde görülmesi ise tarafların ve çocukların bu süreçten en az zararla çıkmasını sağlayacaktır.

Herşey Sende Gizli

Herşey Sende GizliGün kırık bazen, kırılgan

Sarfedilen sözler, gerçekler, öyleymiş gibi gösterilenler, bilmeden yapılan eylemler…

Anlık değişimler, kararlar, amaçlar, istekler ve peşinden gidilenler…

Gece sessiz, suskun, bazen yalnız, bazen dolu dolu, muhakemeler, zihin oyunları, güvenilirlikler bazen güvensizlikler…

Bilinenler, bilinmemezlikler, duruşlar, tarzlar,tercihler

Birine öyle davranırken, başkasına böyle davranmalar…

Sorgulamalar, yargılamalar ya da sorgulanmaları bilmeler…

Hazin duygular, küsmüşlükler, yeniden başlayışlar…

Yeniden ayağa kalkışlar, güçlenmeler

Umursamazlıklar

Takılmışlıklar…

İnanılmaz bir devinim ve döngü. Sadece senin bildiğin…

İnsanı, insanın kendinden başka hiç kimse en iyi bilemez ve tanıyamaz. İnsan aklında neler kuruyor neler planlıyor, planladıklarını hayata geçirirken nelerle karşılaşıyor? Aynı tip durumlarda, karşısında bulunan insana ve yaşanmışlıklara göre farklı tepkiler verebiliyor, farkı yaklaşımlar sergiliyor. Gerçeklik en zor şey. Bunu başarabilen, içi ne ise, dışı da o olan, sözleriyle davranışları aynı olan insan tipi, kolay değil. Vefa ve samimiyet ilk prensibimiz olmalıdır. Eğer hatalar varsa bir daha aynı hatalara düşmemeliyiz. Ve hata yapmaktan korkmamalıyız. Kendimizle ilgili zayıf tarafların farkında olmalı ve onları geliştirmeliyiz. Yapılmış yanlışların, kusurların, geçmişin üzerinde konuşmak gereksiz ve manasızdır. Kelimelerin gücünün farkında olmalıyız. Sarfedilen sözler değerlidir. O nedenle düşünerek konuşmak ve gerçeklik içinde konuşmak, bazen de susmayı bilmek lazım. İhtiyatlı davranmak, düşünceli olmak erdemdir. O zaman hatalar daha az yapılır. Susmak, içsel bir konuşma. Zor ve anlamlı olması da bundandır. Kalbi dinlemektir. Bu zamanlar, nefes almak, daha iyi düşünebilmek ve muhakeme yapabilmek için fırsatlardır. Kendimizle başbaşa olduğumuz anlardır. Kargaşalı durumlarda büyüklüğün, olgunluğun, insanlığın göstergesidir. Boşa konuşmamak, çok konuşmamak, gereksiz konuşmamak şarttır. Seçememiş ve hiçbir zaman bilememiş olsak da varlık sebebimizi; varız ya, var olma şeklini sadece doğmuş olmanın mecburiyetiyle yüklenmiş de olsak varız ya…

Var olduğumuz için sorumluyuz ya kendimizden, çemberimizden, çemberimizdedöndürdüklerimizden… Tüm yaşadığımızdan ve yaşattığımızdan…

Sen varsın diye aşk var, sevgi var, merhamet var, saygı var, pişmanlık var, öfke var, kin var, hırs var çemberinde döndürdüğün yaşanmışlıklarınla,  çemberinde olanlar için…

olduklarınla…

Ama öfkeye, nefrete ne gerek var? İnsanları üzmeye, bencil davranmaya, intikam almaya, hep menfaati düşünmeye ne gerek var? Tüm insanlar doğa olarak aynıdır öz iyidir ama yaşamların içinde pratikte maalesef farklı davranış stili ve karakterler oluşur. Yukarıda bahsettiğimiz herşey ‘’Ahlak’’ kavramına girmektedir. Ahlak, insani ve bilinçli bir duygu ve tutumdur. Temel ilkeleri, prensipleri, etikleri ve referansları vardır. Doğru duygu, düşüncelerle, amaçlara yönelik eylemler için bir anlayışı gösterir. Anlamı etikliktir, iradedir, kültürü yansıtır ve toplumsal bir bakıştır. Seçim ve hareketlerde ilkeler ve ölçütler mutlak vardır. Değer yargılarını, yaşamın kurallarını, disiplinleri içerir. Amaç en iyiye ulaşmanın ve mutlu olmayı istemenin kuralıdır. Zaaflara yenik düşmeden, zaaflığın etkisinde kalmadan, bilgelikle, ideal ile estetik ve nazik yargı ve davranış içinde, en üstün değerdir. Kendine ve yaşamındakilerinden gelen övgü ve takdirin nesnesidir. Duygu ve yetkinliklerin dengeli bir şekilde gelişip devam etmesi için ahlak duygusuna ihtiyaç vardır. Bu duyguların dengelenmesihalinde insan, kendi hayatında denge sağlayacak ve gittiği istikameti daha iyi görebilecektir. Elde edebileceği en yüksek tatmini ve hazzı yaşayacaktır. Zaten amaç da hazzı artırmak, mutluluğu sürekli kılmak ve tüm üzüntülerden, hüzünlerden uzak durmak değil mi ki? Ahlak; Güvenilir bir şahsiyet olmayı, dürüst ve iyiliksever olmayı, sözünde durmayı, terbiyeli olmayı ve tedbirli davranmayı gerektirir. İş ilişkileri (ast-üst), aile ilişkileri (eşler arasında ve ebeveynler ile çocuklar arasında), arkadaşlık ilişkileri, kardeşlik ilişkilerinde bunlara özen göstermeliyiz. Menfaatler, ahlak ve adaleti engelleyen en önemli faktördür. Menfaat duygularından uzaklaşmalıyız. Herşey sende gizli…

Gerçekliğinde…

Herşey senin içinde: Ahlakın, erdemin, insanlığın, doğruluğun, gerçeklerin, bağlılığın, iyi niyetin, adaletin, sevgin, öğreticiliğin, amaçların, isteklerin, zaafiyetlerin, vicdanın, iç konuşmaların…

Sen varsın diye herşey var….

Konfüçyüs’ün özetlediği ahlaki ilkeler şu beş temel erdemden ibarettir. En geniş bir şefkat (sevecenlik) anlamında kullanılan; İnsanlık Herkese eşit muamelede bulunmak ve herkese hakkını vermek olan; Adalet İnsanlığı her çeşit gerilemelerden ve bozukluklardan kurtaracağı için din ve törelere uymayı sağlayan; Bilgelik Ruhun kurtuluşu ve tehlikeden korunmasını sağlayan; Doğruluk İnsanı ikiyüzlülüğe ve yalancılığa götüren yapmacık tavır ve hareketlerden çekinmeyi emreden; Sadakat ve iyiniyet’tir.

Konfüçyüs’ün Dokuz Düşüncesi
“Egitimli insanların dokuz düşüncesi
vardır;
Baktıklarında, berrak görmeyi
düşünürler…
Dinlediklerinde, iyi duymayı
düşünürler…
Görünüşleri bakımından sıcak olmayı
düşünürler…
Davranışlarında, saygılı olmayı
düşünürler…
Konuşmalarında, doğru olmayı
düşünürler…
İşlerinde, ciddi olmayı düşünürler…
Kuşkuya düştüklerinde, soruları nasıl
soracaklarını düşünürler…
Öfkelendiklerinde, sorunları
düşünürler…
Kazancı gördüklerinde, adaleti
düşünürler…

Ayşen Arıduru
Ayşen Arıduru

Hayatta Mağlup Edilmeyecek İnsan Olmak…

Hayatta Mağlup Edilmeyecek İnsan Olun

Adına yaşam dediğimiz,

bir varmış bir yokmuş kısalığında yaşanmışlıklar

Yaşadığı “an “ ı düşünen tek canlı, çocuk…

Yetişkin olarak ya geçmiş’i düşünüyoruz, geleceği ya da…

Seçemediğimiz yer ve zaman da var oluyoruz…

Seçemediğimiz oyunun içinde olmak mecburiyetinde…

Yaşanmışlıklar biriktiriyoruz…

Küçükken biriktirme hayali, yetişkinken biriktirdiklerimize özlem duyarak…

Biz dursak da, durmayan, durduramayacağımız…

Kimi zaman yakalıyoruz, kimi zaman da durmayana bir adım geriden bakıyoruz…

Oyunun dışında , oynama özlemi veya oyundan düşmenin anlamsızlığında…

Yaşam denilen sarmalın med ceziri ile, bir gidip bir geliyoruz…

Bir gönüllü  efendi köle ilişkisiyle…

Yaşamla arkadaşlığımız…

Adına yaşam dediğimiz, sahip olduğunu zannettiğimiz oluyor…

Bize rağmen devam ettiğini bildiğimiz ama kontrol edemediğimiz…

Yaşam bizim elimizde, ama kontrolü kimin bilmeden…

Akıyoruz veya sürükleniyoruz…

Hayal, umut, hırs, tutku, sürekli ve sürdürülebilir mücadele, meydan okuma, özgüven, saygı, itibar,

İle  “ BİR VAR “

Pişmanlık , yılgınlık, karamsarlık, kaygı, endişe, korku, ümitsizlik, vicdan azabı, nefret

İle “ BİR YOK “

Oluyoruz.

Sonra geriye dönüp bakıyoruz “Bir varmış, bir yokmuş “’umuza…

Biz seçememiş ve kontrol edemesek de,

Tutkuyla bağlan, Umutla sarıl, Meydan oku yaşama…

“Hep denedin Yenildin…Yine dene, Yine yenil

Denemekten vazgeçme “

Mağlubu zannettiğimiz savaşın galibi de olabileceğimizi

Galibi olduğunun mağlubu da olabileceğinden

Korkma, umursama…

Yakala hayatı, tut ellerinden…

Marangoz Ole Kirk Christiansen, yaşamını bölgedeki çiftçilere evler ve mobilyalar inşa ederek kazanmaktaydı. Önce atölyesi çocuklarının çıkardığı bir yangında yandı. Ole Kirk daha büyük bir atölye inşa etti, ancak bu kez de ekonomik kriz vurdu. Üretim maliyetlerini minimize etmek için, ürünlerinin minyatür versiyonlarını üretmeye başladı. Bu minyatürler ona oyuncak üretme ilhamını verdi ve 1932’de oyuncaklarını üretmeye başladı. Oyuncakların adı LEGO idi.

Yaşamı boyunca 1093 buluşa imza atan tarihin en büyük mucitlerinden olan Thomas Alva Adison yedi yaşında geçirdiği bir hastalık sonucu okula geç başladı. Algılama güçlüğü çektiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Ailesine katkıda bulunabilmek için on iki yaşında trende gazete ve şeker satıyordu. Evliliğinin on üçüncü yılında üç çocuğunun annesi yirmi dokuz yaşındaki eşini kaybetti. 1914’de fabrikası yandı ancak o bu olayı ‘’Sadece hatalarımız yandı’’ diye nitelendirdi.

Küçük bir barakada doğmuş, profesyonel anlamda eğitim alamamış bir kişinin, ileride bir gün, Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. başkanı ünvanına sahip olabilmesi, Abraham Lincoln’ün bireysel azmi ile ilgilidir.

  •   21 yaşında iş hayatında başarısızlığa uğradı ve ilk iflasını yaşadı,
  •   22 yaşında Meclis seçimlerine girdi ve ilk politik kaybını yaşadı,
  •   24 yaşında iş hayatında yine başarısızlığa uğradı ve yine iflas etti,
  •   26 yaşında eşi vefat etti,
  •   27 yaşında depresyona girdi,
  •   34 yaşında Kongre seçimlerine girdi ve kaybetti
  •   36 yaşında Kongre seçimlerine girdi ve yine kaybetti,
  •   45 yaşında Senato seçimlerine girdi ve kaybetti,
  •   47 yaşında Başkan Yardımcısı olma çabaları sonuçsuz kaldı,
  •   49 yaşında Senatörlük seçimlerine girdi ve kaybetti,
  •   Vazgeçmedi…
  •   52 yaşında ABD Başkanı seçildi…

1983’te henüz 18’inde bir üniversite öğrencisiyken kaldığı yurt odasında ilk işine başladı. Direkt müşteriye bilgisayar topluyor ve yedek parça sağlıyordu. Tam bir yıl sonra $1,000 kapitalle kendi işini kurdu ve üniversiteden ayrıldı, oğullarının doktor olacağını düşünen ailesi için bir hayal kırıklığıydı… Michael Dell, bugün dünyanın en büyük ikinci (HP&Compaq birleşmesinden sonra) ve hızla da büyüyen bilgisayar yapımcısıdır.

Uyguladığı satış tekniği aracıları devre dışı bırakarak fiyatın şişirilmesini engellemek ve direkt son kullanıcıya satış yapmaktı 15 yıl içinde yıllık cirosu $6 milyondan, $23,6 milyara fırladı.  CEO’ların CEO’su olarak lanse edildi.

Tehlikeler, engeller, hatalar, şanssızlıklar, zorluklar olabilir. Bunların bir kısmını tamamen yok edebiliriz bazen de birazına etkimiz olabilir. Tahammül en önemli şey. Yılgınlık asla olmamalı. Herşeyin bir çaresi vardır ama bu sonuç bazen çok olumluluğa da yol açabilir, olumsuzluğa da… Ama önemli olan her iki halde de kabullenmek ve durmadan  ileriye bakmak. Hayat, tahammül edenleri mükafatlandırır.

Bir adam yolda yürür yeni aldığı şapkası aniden bir fırtına yüzünden uçar adam istifini bozmaz, telaşlanmaz ve kolunun altına sıkıştırdığı eski şapkasını giyerek yoluna devam eder.

İstediğin şeyi hakikaten candan istiyorsan, istediğin şey hakkında herşeyi usanmadan, yorulmadan öğrenebilmeyi başarabilirsen ve sonra tüm öğrendiklerini cesaret ve şevk ile uygulayabilirsen yaşamında istediğin herşeye ulaşabilirsin.

Başına gelen durumlara takılıp kalırsan, düşüncelerini o yönde yoğunlaştırırırsan hiçbir yeni şeyle karşılaşmazsın ve daha fazla büyüyemezsin.

Sıkıntı aslında insanları güçlendiren bir motivasyon unsurudur. Mücadelesiz hayat birşeye benzemiyor. Çalışmalısın, zihninin, vücudunun, kalbinin ve ruhunun tüm kaynaklarını kullan. Zafere ve istediklerine ulaşmanın yoludur bu… Hayatın tüm zahmetlerine katlanmalısın. Başarısızlık ya da zorluk karşısında ne şikayet, ne telaş ne de geri çekilme eylemi olmasın.

Şartlar kontrolünün altında olmayabilir. Bu bir bahane olmasın pes etmek için. Şartları değiştir, farklı bak, kendini değiştir, ortamlarını değiştir. Her an fırsatları kolla.

Buhran’dan çıkmak için elinden geleni yap ve devam et.

Burdaki en önemli şeyi şöyle vurgulamak istiyorum.

Yeteneklerin, zevkin ve ilginin farkında olmak çok önemli bir şey. Eğer Abraham Lincoln, arzusunun, ilgi alanının ve kendisinin farkında olmasaydı dışarıdaki insanlardan hukuk, siyaset kitapları edinmeye, okumaya ve kendi kendine öğrenmeye çalışmasaydı istediğine ulaşamayacaktı. Ama o çiftçilik yapmak istemediğini iyi biliyordu.

Kritik nokta, neyi istediğini bilmekte, sonrasında da nasıl ilerleyeceğine karar vermekte.  Binlerce yol var ona ulaşmak için. Mümkün olan tüm şansları değerlendirmekte. Arzu yolunda ilerlerken öyle farklı durum ve şansla karşılaşabilir ki insan, belki de yolunu değiştirme kararı da alabilir.

Kalbin heyecanla çarptığı sürece, gelecekten ümit kesilmez. Coşku ve arzu duygusu, başarıya sürükleyecek. Kendini tanı…Ne istediğine karar ver…

Ne yapacağını planla…Nasıl yapacağını düşün…İlham al…Mücadele et…Azimli ol…Vazgeçme…Hayal et…Elde et…

Hiçbir zaman hiçbir şeye mağlup olma….

‘’Sen isteğine doğru cesurca yürü; çevrende sana yaklaşan, yardımına koşan, beklemediğin güçler bulacaksın.’’ Basil King

Ayşen Arıduru
Ayşen Arıduru

Kendini Tanı

Kendini Tanı

Hiçbir kelime, işaret ettiği şeyi anlatamaz.

Kelimelerin “birşeyi anlatma yeteneği” KESİNLİKLE YOKTUR. Kelimelerin doğası böyledir. Bu nedenle “KELİMELERLE ANLAMAK” diye bir şeyi “BURASI DAHİL YAŞAMINIZIN HİÇBİR ANINDA BEKLEMEYİN.”
Ve tüm konuşmaların, buradakiler de dahil tüm yazıların, tüm kitapların sadece kelimelerden oluştuğunu HİÇ unutmayın. İşaret edileni anlamak, onu tam farkındalık ile yaşamak ve tanık olmak ile mümkündür.
——————————————————-

İNANÇ VE KİŞİLİĞİMİZE ETKİSİ

İnandığımızı söylediğimizde aslında olan nedir? İnandığımızı söylediğimiz şeyin var olduğunu veya inandığımız olayın meydana geldiğini kabullenmiş oluruz. Ayrıca zihnimizde semboller ve görüntüler oluşur ve inandığımız şeyi bu semboller ve görüntüler olarak kabul ederiz. Ve bu sembol ve görüntüler, tümüyle bilinçaltımıza kaydolur. İnanç, böyle oluşur. O sembol ve görüntülere “benim inancım” deriz. Peki bu sembol ve görüntüler, inandığımız şeyin veya olayın ta kendisi midir?

Bir insan, hayatınızda görmediğiniz bir şehri çeşitli yönleriyle anlatıyor. O anlatırken sizin zihninizde çeşitli görüntüler oluşur. Bu görüntüleri anlatılan şey olarak görürsünüz ve o görüntüler hafızanıza kaydolur. Bir gün o şehri kendiniz gördüğünüzde birçok şeyin hiç de anlatıldığı gibi olmadığına ve zihninizde kaydettiğiniz görüntülerden de çok farklı olduğuna şâhit olursunuz. O şehirden öyle farklı ve tarifsiz etkileşimler edinirsiniz ki en uygun kelimelerin bile onları aktaramayacağını yaşayarak görürsünüz.

Tanık oluşta her şey olduğu gibi görülür. Onda çeşitlilik ve sınırsızlık vardır. Kelimeler ise zihninizde görüntüler yaratır. Açıktır ki bu görüntüler, kelimelerin bahsettiği şeylerin ta kendisi değildir. O halde bu görüntüler sahtedir. Bu yüzden aynı inançtan olduğunu söyleyen insanlar, bilinçaltlarına kaydolmuş farklı görüntüler nedeniyle farkında olmadan birbirlerinden uzaklaşmış olur. Bir toplumun ortak inançları ne kadar çoksa, o toplumun bireyleri birbirlerine o kadar yabancılaşıyor demektir. Ve bir insanın inançları ne kadar çoksa, o da kendine o kadar yabancılaşıyor demektir.